Whatsapp’ın Sahtesi Çıktı! Aman Dikkat!

Whatsfake, whatsapp uygulamasının sahtesi olarak çıkıyor karşımızab WhatsFake ile sahte WhatsApp mesajları oluşturun diyerek yola çıkan bu sahte yazılım, pek çok konuda ‘sorun’ yaratabilir. Aman dikkatli olmakta fayda var. Popüler mesajlaşma uygulaması WhatsApp’ın sahtesini gördünüz mü? WhatsApp’ın sahte uygulaması yapıldı ancak bu uygulamanın amacı mesajlaşmak değil, sahte konuşmalar oluşturarak insanları kandırmak. Google Play’de yayınlanan WhatsFake uygulaması ile sahte WhatsApp konuşmaları ekleyerek eğlenebilirsiniz. 


WhatsApp arayüzüne birebir benzeyen uygulamada, tarihinden "yazıyor…" ibaresine kadar her şeyi oluşturabiliyor ve sonradan değiştirebiliyorsunuz. Bu uygulama ile karşılıklı bir konuşma oluşturabilmeniz de mümkün. WhatsFake ile sahte chat ekran görüntüleri yapıp arkadaşlarınıza neye uğradığını şaşırtabilirsiniz! Tabi bu durumun şakadan öteye gitme ihtimali de var. Lakin her şekilde anlaşılabileceği için durumu kontrol altına almakta fayda var.




Çamaşır Makinesi Alacaklara Tavsiyeler

 Son yıllarda teknolojiye olan ilgi ve insanlarımızın elektronik aletlere rağbet etmesinden dolayı teknolojik aletlerde gözle görülebilir sürekli bir gelişme yaşanmaktadır. Tabi ki bu gelişme yaşanan her alet ve eşyalara olduğu gibi çamaşır makinelerine da yansıdı. Eskiye döndüğümüzde merdaneli çamaşır makinesiyle başlayan bu devir günümüzde ise çeşit çeşit her bütçe ve kaliteye uygun seçeneklerle karşımıza çıkmaktadır. Geçmişle ve günümüzle kıyaslama yaptığımızda nasıl bir farklılık olduğu konusunda aradaki fark aşikardır. Peki makine konusunda günümüzde böyle seçenekler bulunurken bizler bunu satın alırken nelere dikkat etmeliyiz ?  


Öncelikle eğer kaliteli bir makineye sahip olmak istiyorsak bütçemizden fedakarlık etmemiz gerekmektedir aksi takdirde aldığımız ucuz makineler bizi kısa süre sonra yarı yolda bırakıp yeni bir makine almak durumunda bırakacaktır. Bu duruma mahal vermemek için ilk olarak kaliteli bir makine almamız şarttır. Daha sonra tasarruf etmek istiyorsak bu konuda da seçeneklerimiz hayli fazla. Mesela reklamlarda sürekli duymakta olduğumuz A+++ çamaşır makineler ne demek? 


Bu çamaşır makineleri bize %50 enerji tasarrufu yaptığını söylemektedir. İnsanlar aslında enerji tasarruflu makinelere bir kere vermekte zorlandığı ya da vermediği parayı aslında her ay kat ve kat fazlasını vermektedirler, tasarrufsuz makine alarak zaten her ay elektrikten kar etmeyen makinelere yüklüce bir elektrik ücreti gelmektedir. Hele ki sürekli makine kullanıyorsak o zaman böyle tasarruflu makineler almamız kaçınılmaz olmalıdır. Bir diğer önemli husus da makinenin kurutma özelliğine sahip olmasıdır. Yaz aylarında makinenin kurutmalı olup olmaması pek de sorun olmasa da kış aylarında bu sorun çığ gibi büyüyor karşımızda. Bu sorunları indirgemek kolay.. Geçmiş zamanlarda kurutma makineleri hayatımızdaki yerini almıştı.  


Ancak bu makineler çamaşır makinesinden ayrı bir parça olduğundan dolayı yer babında sorunlar oluşmaktaydı. Yani evi için uygun yer bulamayanlar ne yazık ki kurutma makinelerini tercih edememek zorunda kalıyorlardı. Ancak son çıkan teknolojiyle artık yer sorunu da ortadan kalkmış oldu. Artık çamaşır makinesinin kendisi kurutma özelliğine sahip oldu. Eğer tercih edilecekse kurutmalı çamaşır makineleri tercih edilmelidir. Bunun yanı sıra makinenin sessiz çalışıp rahatsız edici olamaması da önemlidir. Hem bu sayede istenilen saatte de çamaşırlarınız yıkanmış olacaktır. Tercih yaparken bu noktalara dikkat etmeliyiz. Çamaşır makinesi alacaklara tavsiyeler bu şekildedir. Önemli olan birkaç hususa değinmiş bulunduk. 


 Elbette ki makine alırken dikkatli ve seçici davranmalıyız. İlk gördüğümüzü değil üzerinde araştırma ve gözlem yapıp hem kaliteli hem bütçemize uygun makine alabiliriz.  




Bilinen En Sert Metal Üretilmiş!

Gün geçmesin ki bilim dünyasında yeni bir yenilik ortaya çıkmasın. Hemen hemen herkesin ilgisini cezbedecek bir tasarıma sahip olan pek çok üretim, aslında kendini yapay bir hammadde ile zenginleştiriyor. Pek çok hammadde olduğu için, yeni gelişmeler de bu kapsamda ilerlemeye başlıyor. Amerikalı bilim adamları titanyum ve altını karıştırarak şimdiye kadar bilinen en sert metali elde etti. Amerikalı bilim adamları en sert madeni üretti


. Titanyum ve altın karışımından ortaya çıkan metal için uzun süredir çalışıyorlardı. Houston'daki Rice Üniversitesinden Prof. Dr. Emilia Morosan, keşfi titanyum ve altından yapılan mıknatısları incelerken yaptıklarını açıkladı. "Beta-Ti3Au" olarak tanımlanan metalin, saf titanyumdan dört kat daha sert olduğu belirlendi. Morosan, metalin özellikle tıp alanında uzun süre dayanacak implant yapımında kullanılabileceğine dikkati çekti. Halihazırda kullanılan diz ve kalça implantlarının yıprandıkları için 10 yılda bir değiştirilmeleri gerektiğini belirten Morosan, Beta-Ti3Au ile yapılacak implantların ömür boyu kullanılabileceğini kaydetti. Pek çok alanda kullanılabilecek olan bu metal, bakalım günümüzde nelerin kullanımına öncü olacak.





1 Damla Yakıt Tüketilmeden 40 Bin Kilometre Uçtu!

Güneş enerjisi ile çalışan hava aracına ait detayları karşımıza getirdik ve sizler için derliyoruz. Detaylara ve yeniliklere hazır mısınız?


Geçen yıl mart ayında Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi’den start alan turda Solar Impulse 17 noktaya iniş kalkış yaparak toplam 40 bin kilometre yol yaptı. Bir damla yakıt harcamadan gerçekleştirilen bu uçuş, dünyaya daha yeşil teknolojilerin geleceğine umut kaynağı oldu. Kahire'de başlayan 17'nci ve son uçuşun pilotluğunu gerçekleştiren Bertnard Piccard, yerel saatle 04.00'te Abu Dhabi'ye indi. Son uçuşun kısa olmasına rağmen çok türbülanslı bir havada yapıldığını belirten Piccard, "Biz 13 yıllık bir hayali gerçekleştirdik. İmkânsız denilen şeyi hayata geçirdik. Bu uçuş havacılık kadar enerji tarihini de değiştirecek" dedi. Aslında bu konuda büyük bir başarı hikâyesine sahip olan hava aracı, büyük bir hayalin ürünü diyebiliriz bu yüzden. 





Kutup Yıldızına Mesaj Gönderiliyor!

Yaşadığımız gezende, her zaman yeni haberler, yeni beklentiler ve uzay konusunda yeni detaylar ön plana çıkıyor. Son gelişmeler, bunun bize dair daha farklı bir seçenek yarattığını gösteriyor. Avrupa Uzay Ajansı ESA, Küçük Ayı Takımyıldızı'nın içerisindeki en parlak yıldız olan Kutup Yıldızı Polaris'e yönelik olarak bir mesaj gönderdi. 


"21.Yüzyıl'ın Mesajı" sıfatıyla 434 ışık yılı uzaklıktaki yıldıza gönderilen mesajın içeriğini, geleceğe ilişkin bir soru oluşturdu. Radyo dalgaları ile oluşturulan mesaj; " How will our present environmental interactions shape the future? (Varlığımız, geleceği ne ölçüde şekillendirecek? ) " şeklinde oldu. Bilim insanları 9 kelime, 56 harften oluşan mesajın Kutup Yıldızı'na ulaşmasının on binlerce yıl sürebileceğini söylüyorlar. Kutup Yıldızı adıyla bilinen Polaris-Ursae Minoris, halk arasında Kutup Yıldızı, Şimal Yıldızı, Demirkazık gibi isimlerle anılmıştır. Yeni haberleri ve yeni bilgileri sizlerle paylaşmaya devam edeceğimizi söylemek istiyoruz. Bizleri takip etmeye devam edin.



Başarılı Türk Bilim İnsanı Yurtdışından Türkiye'ye Dönünce İşsiz Kaldı


Türk Bilim İnsanı Neva Çiftçioğlu senelerce NASA bünyesinde çalışmasına rağmen Türkiye'ye dönünce işsiz kaldı. Bilim ve Teknoloji alanında ilerlettiğimiz yanlış politikalar yüzünden araştırmalarını yurtdışında tamamlayan Neva Çiftçioğlu ülkesine dönüp hizmet vermek isterken değersiz sayılarak işsiz kaldı. Neva Çiftçioğlu eğitim hayatını Türkiye'de tamamlayıp araştırmalarına bu konulara daha çok önem veren bir ülke olan Finlandiya'da devam etmiş. Finlandiya'da çok kısa sürede büyük başarılara imza atan Türk Bilim kadını Neva Çiftçioğlu'na araştırmalarından dolayı "İskandinav Bilim Ödülü" verilmiş. Aldığı bu başarının ardından Neva Çifçioğlu, Nobel Tıp Ödülüne aday olarak sunulmuş. Finlandiya'da araştırmalarını devam ettirip ilerletmiş. 1996 yılında Finlandiya hükümetinin talebiyle ABD'ye göç etmiş. Amerika'da 18 yıl yaşadıktan sonra NASA bünyesine giren Neva Çifçioğlu, NASA'ya giren ilk Türk olarak tanıtılmak yerine NASA'ya giren ilk Finli olarak tanıtılmış. 2009 yılında Türkiye'ye geri dönen bilim kadını araştırmalarına Başkent Üniversitesi'nde devam etmiş ancak Türkiye'deki şartlar yüzünden büyük çaplı projelerde yer alamamış. Türkiye'ye gelip ülkesine hizmet etmek isteyen Neva Çiftçioğlu hiçbir şekilde takdir edilmemiş ve işsiz bırakılmış. Bilim konusunda beyin göçünden dolayı hep geride kaldığımız söylenirken elimizde olan bilim insanlarını tutmamamız onlara gerekli alanlar, şartlar ve projeler sağlamamamız bizim her zaman yabancı ülkelerin geride kalacağımızı gösteriyor...

En Başarılı 100 Bilimsel Kuruluşun 40’ı Çin’de!



Bilimsel kuruluş konusunda oldukça ön plana çıkarılan çalışmalara imza atan ÇİN, ülke olarak büyük bilimsel çalışmalara dahil oluyor. Hızlı bir yükselişte olan teknolojisi ile ön plana çıkan Çin, 2016 Nature Index"e göre, dünyada en çok bilimsel başarı elde eden kuruluşların 40ını barındırıyor bünyesinde. Nature dergisinde geçtiğimiz günlerde yer alan "2016 Nature Index"e göre, dünyada en çok bilimsel başarı elde eden 100 kuruluş arasından 40'ı Çin'de yer alıyor. Listeye giren Çinli bilimsel kuruluşlardan 24'ünün 2012'den bu yana elde ettiği bilimsel başarılarda yüzde 50 artış görülürken, sıralamanın ilk 9'unu da Çinli bilimsel araştırma kuruluşları oluşturuyor.


Listede yer alan kuruluşlar arasında Çin Bilimler Akademisi, Peking Üniversitesi, Nanjing Üniversitesi ve Çin Bilim ve Teknoloji Üniversitesi de bulunuyor. Bu başarının artmasına dair sürekli çalışan, daha iyisini üretmek için emek veren insanların olması söz konusu olduğu için, tebriklerimizi sunmaya devam ederken, çalışmalarımıza da tüm hızımız ile devam ediyoruz. Güncel detaylar ve haberler için bizi takip etmeye devam edin.


80 Milyon Yıllık Dinazor Ayak İzleri

Tarih geçtikçe, yok olan geçmişe dair yeni izlerin daha da hızlı bir şekilde ön plana çıkması, hala bazı konulardaki güvenimizi doğruluyor diyebiliriz. Güney Amerika ülkesi Bolivya'da 1,2 metre genişliğinde dinozor ayak izi bulundu. Bu ayak izleri, hala yeniliklerin bir örneğini gösterecek bizlere.

Ayak izinin 80 milyon yıl önce yaşamış etobur Abelisaurus dinozoruna ait olduğu düşünülüyor. Paleontolog Sebastian Apesteguia, Abelisaurus dinozorunun bir zamanlar Güney Amerika'da yaşadığını söyledi.   Apesteguia, ayak izinin Güney Amerika'da 65 milyon yıl önce sona eren Kretase Dönemi'nden bu yana bulunan etobur dinozor kalıntılarının en büyüğü olduğunu belirtti. Ayak izinin, dinozor izlerine sıkça rastlanan Maragua kraterinde bir turist rehberi tarafından bulunduğu kaydedildi.  Kesinlikle heyecan verici bir haber olan bu durum ile ilgili bütün yeni güncellemeler araştırılıyor ve üzerinde duruluyor. Geçmişimiz ve tarihimiz üzerinde oldukça büyük izler bırakan bu canlılara dair kim bilir daha bilmediğimiz neler var.



Balon Sıvı Nitrojen İle Doldurulur İse Ne Olur?

Merhaba arkadaşlar. Bu yazımızda size bilimsel çözümlere dair merak edilen detayları anlatmak istiyoruz. İlginç deneylerin yapıldığı YouTube kanallarının vazgeçilmez malzemelerinden birisi olan sıvı nitrojen, normal koşullarda yaklaşık -196 derecede sıvı formda bulunuyor.




Bundan ötürü oldukça soğuk ve tehlikeli olan sıvı nitrojen, oda sıcaklığında çok hızlı bir şekilde buharlaşıyor. Grant Thompson isimli YouTuber, balonun içerisine sıvı nitrojen doldurduğu bir video paylaştı. Videonun başında neler olacağını bilmediğini ve bu deneyi ilk defa yaptığını söyleyen Grant, sıvı nitrojen ve balonlarla o kadar eğlenmiş ki daha büyük balonlar kullandığı ikinci bir video da yayınlamış. Bu videolardaki sonuç oldukça şaşırtıcı. Bilgi ve deneysel çözümlerin ön plana çıkarıldığı deneysel işlerde, Youtube üzerinden de oldukça geniş kitleye ulaşan insanların olduğunu ve bu insanların bilimsel çalışmalar yaptığını görmek sevindirici



Güneş Enerjisi İle Çalışan Uçak Dünya Turunu Tamamladı

Her ne kadar güneş enerjisi ile uçuyor desek de, onun adına artık herkes muhteşem uçak diyor. Çünkü sadece güneş enerjisiyle çalışan Solar Impulse 2, dünya turunu tamamladı. İşte haberimizin detayları şu şekilde; Sadece güneş enerjisiyle havada kalan Solar Impulse 2, dünya turunu tamamlayarak 9 Mart 2015’te havalandığı Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’ye geri indi.



Uçak, dünya turunun son etabı için 23 Temmuz’da Mısır’ın başkenti Kahire’den havalanmıştı. Uçağın Abu Dabi’ye ulaşması iki gün 37 dakika sürdü. Solar Impulse 2 daha önce rekor olan 76 saati geride bırakarak 120 saat havada kalmayı başarmıştı. 72 metre kanat genişliği ile oldukça profesyonel bir yapıda tasarlanan bu uçak, enerji konusunda da gayet verimli çözümlere sahip. 72 metrelik kanatlarda yer alan toplam 17,248 güneş hücresi, uçağın dört elektrik motorunu besliyor. Uçak, gündüzleri elde ettiği enerjiyi bataryalarında depolayabildiği için geceleri de uçabiliyor. 





Laptop Satın Alırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

21.yy’ın en büyük özelliği teknoloji ile iç içe ve ondan bağımsız yaşayamıyor olmamızdır. Telefon, IPad,Mp3 Çalar, Laptop ve daha birçok teknoloji ürünü insanoğlunun gereksinimini çok çabuk karşılayabilen ürünler vardır. Laptop alırken birçok şeye dikkat edilmesi gerekmektedir. Laptop alırken ilk olarak ihtiyacımıza uygun olan bir ürünü almak en mantıklı olanıdır. Mesela bir çocuğun ihtiyacı ne olabilir; oyun oynamak, paint ’de resim yapmak vb. aktivitelerdir. Bir üniversite öğrencisinin ihtiyacı derslerine uygun slayt hazırlamak, bitirme tezi çalışmalarını yapabilecek kapasiteye sahip Laptop ’a ihtiyacı vardır. Bir yöneticinin ihtiyacı çalışmalarında hızlı, dayanıklı ve kaliteli bir Laptopa sahip olmaktır.


Bir diğer seçenek ise kişinin bütçesine uygun Laptopu alabilmektir. Bunun için birçok araştırma yapar ve kendi bütçesine uygun olan Laptopu alır. Bizler genel olarak çevremizden etkilendiğimiz için yakın arkadaşlarımıza, akrabalarımıza sorarız. Hangi marka aldın? Sağlam mı? Isınıyor mu? Diye sorular sorarız. Bu gibi TEKNOLOJİ ÖNERİLERİ bizlere bir adım daha atmamızı sağlar. Bende Laptop alırken ilk önce çevremdeki dostlarıma sordum. Piyasa araştırması yaptık. Kaç GB olmalı, RAM’ı ne olmalı, ekran kartı nasıl olmalı, fiyat marka derken 8 GB ram’li 64 Bitlik 2 GB ekran kartı olan 1250 TL’ye Casper Laptop aldım. Laptop’ u 3 yıl kullandıktan sonra bir zaman ağırlaşmaya kendini kasmaya başladı. Müzik dahi çalamaz oldu. Laptop’ u tamire götürdüğümde ana kartın yandığını ve değiştirilmesi gerektiğini söylediler.120 TL’ye ana kartı değiştirdikten sonra Laptop ilk günkü gibi hizmetini vermeye başladı.


Bir diğer aranan özellik ise USB girişleri, HDMI girişleri, Bluetooth, Wireless teknolojisine sahip olmasıdır. Göz ardı edilmeyecek bir diğer husus ise Laptop’ un işlemcisidir. Çünkü işlemci için Laptop’ un beynidir desek yeridir. Bilgisayardaki işlemleri bizim de komutumuzla ulaşılması gereken yere yönlendirir. Sonuç olarak Laptop alırken dikkat edilmesi gerekenleri sıralayacak olursak; ihtiyacımıza ve bütçemize göre sıralayabiliriz. Verdiğimiz para ile ihtiyacımızı karşılamamız çok önemli bir detaydır. Sizlere tavsiyem sakın aceleci davranmayınız. İyi bir piyasa araştırmacısı olup çevrenizdeki kişileri dinleyip kendi süzgecinizden geçirdikten sonra Laptop’ u almaya karar vermenizi öneririm. Unutmayınız ki; bu zamanda kazandığınız paralar karşılığında aldığınız ürünlerden verip almak hepimiz için tatmin edici bir nedendir. Aldığınız ürünlerden verim almanız dileğiyle hayırlı günlerde kullanmanızı dilerim.



Modern Çağın Asistanları - Bilgisayarlar

Alışveriş merkezimiz, posta kutumuz, kütüphanemiz, resim albümümüz, iş yerimiz, arkadaş ortamımız, atari salonumuz, sağ kolumuz bilgisayarlar. Artık ilişkilerimizi bile bu aygıtlar üzerinden takip ediyoruz öyle değil mi? Peki bu sadık asistanı alırken nelere dikkat etmeliyiz? Hangi tür bilgisayar alırsak yaşamımız daha kolaylaşır? İşinize yaracak bilgisayarda olması gereken özellikler nelerdir? Tüm bu soruların cevabı alt satırlarda sizleri bekliyor olacak. 

İşte bilgisayar alırken dikkat edilmesi gerekenler…

Bilgisayarın işlevleri gibi türleri de gün geçtikçe artmakta ve bu durum da haliyle kafa karıştırmakta. Benim size önerim öncelikle bilgisayarı ne amaçla kullanacağınızı belirlemeniz. Şayet öğrenci ya da iş adamı değilseniz ve bilgisayarınızı sık sık bir yerlere taşıma ihtiyacınız yoksa masaüstü bilgisayar sizin için daha verimli olacak demektir. Dizüstü bilgisayarlar gelişen teknolojiye masaüstü bilgisayar kadar kolay adapte olmayacaktır. Parça değişimi, hafıza yükseltme, tamir gibi konularda rahat etmek isteyenler için en uygun ve ekonomik yöntem masaüstü bilgisayarlar. Tabi eğer bilgisayarınızı sık sık yanınızda taşıyacaksanız dizüstü bilgisayar almanız şart demektir ki bu noktada da notebook mu alsam, minibook mu alsam sorusu kafa karıştırabilir. Şimdi sizinle bu üç modeli tek tek inceleyelim.


  • Masaüstü Bilgisayarlar: Kullanımı, tamiri, bakımı en kolay bilgisayarlardır. Kolay kolay hata vermez, ısınmaz, kapanmaz, sizi yarı yolda bırakmazlar. Bilgisayar türleri arasında en sadık olanıdır diyebilirim. Her işinizi masaüstü bilgisayarda rahatlıkla yapabilirsiniz. Oyun oynamak için en ideal bilgisayarlar yine bu gruptan çıkar. Mekanik bir yapıya sahip oldukları için belirli özelliklerini yükseltmek istediğiniz zaman size hiç zorluk çıkarmayacaklardır. Ekran boyutunu büyük seçmeniz halinde gözlerinizi bozmadan film izleyebilir, oyun oynayabilir, detaylı araştırmalar yapabilir, sevdiklerinizin fotoğraflarını net bir şekilde görebilirsiniz
  • Notebook: “Bilgisayarımı devamlı yanımda taşımalıyım ama ben oyun oynamaktan ve film izlemekten de vazgeçemem” diyenler için en uygun seçenek notebooklardır. Parça ekleme konusunda size çok fazla yardımcı olamayacakları için ne kadar hafızaya ihtiyacınız olduğu, hangi ekran çözünürlüğünün sizi uzun süre idare edeceği gibi planlarınızı biraz ileri görüşlü olarak yapmalısınız. Günün büyük bir kısmını notebookunuzla geçirmek istiyorsanız mutlaka soğutucu kullanmalısınız. Bu özellikle oyun oynarken bilgisayarınızın ömrünü kısaltmama konusunda size yardımcı olacaktır.




    • Minibook: Eğer dizüstü bilgisayarınızı sadece iş için (sunum yapmak,  rapor göstermek gibi) kullanacaksanız hem kolay taşınabilir hem de ekonomik minibooklar sizin en değerli ortağınız olacaktır. Her ne kadar hafızaları, boyutları ve işlevleri diğer bilgisayarlara göre düşük olsa da amacınıza uygun bir seçim yaparsanız size umduğunuzdan fazlasını vereceklerinden emin olabilirsiniz.





    Yıldızlar Arası Yolculuk Gerçekten Mümkün mü ?

    Yıldızlar Arası Yolculuk

    Günümüzde yaşam,teknoloji ve ulaşım alanında çeşitli yenilikler meydana geliyor ve bu yeniliklerin insanlara  nasıl faydalar getirebileceği hep söz konusu olmuştur. Günden güne teknoloji alanındaki projelerden ve yeniliklerden dolayı evrenin bilinmeyen kısımları hep gözlemlenmek istenmiştir. Bu yüzden evrenbilimcileri ve birçok vatandaş uzay ve güneş sistemi hakkında çok konuşmaktadır. Akla hemen ilk olarak ”Yıldızlar arası yolculuk gerçek olabilir mi?” diye bir soru geliyor. 


    Biraz realist olmak gerekirse Dünya’ya en yakın yıldızın yaklaşık 147 milyon kilometre olduğunu düşünürsek bu işin çok zor olduğunun anlarız. Çünkü NASA’nın şimdiye kadar yaptığı en hızlı uzay aracı olan Helios-2 ‘nin yörünge hızı bile  yaklaşık 241.000 km/saat’tir. Buradan da en yakın yıldıza ulaşmak için yaklaşık 600 yılın gerekli olduğunu görürüz.

    Fakat bilim adamları bu konu hakkında bayağı ümitli davranıyorlar. Örneğin şu anda cebimize rahatlıkla koyduğumuz bize internet ve beraberinde birçok iletişim olanağı sunan cep telefonlarımız ilk olarak 19. yüzyılda icat edilmiştir.Tabi ki de ilk icat edildiğinde bu kadar kullanışlı ve çok fonksiyonlu değildi. Sadece iki yüzyıllık bir farkla inanılmaz şeylerin meydana geldiğini düşünürsek bunun mümkün olacağını kararına varırız.


    Ünlü fizikçi ve evrenbilimci Stephan Hawking başka bir yıldız sistemine yolculuğun gerçekleştirilebileceğini bize söylemişti.Hatta bununla ilgili bazı projelere de tam destek vermişti. Bunun için ilk önce uzay gemilerinin geliştirilmesi için bir proje başlatıldı .Bu projede büyük uzay gemileri yerine minik bir uzay aracı gönderilmesi düşünüldü. Milyarder ve  Rus işadamı olan  Yuri Milner bilgisayar çipleri boyutunda uzay gemilerinin geliştirilmesi için yaklaşık 100 milyon dolar bütçeli bir proje başlatmıştı ve bu projeye Facebook kurucusu olan  Mark Zuckerberg de katkıda bulunmuştu. Yani bu projeler için acayip miktarlarda yatırım yapılması gerekiyor.


    Önemli ve yararlı bir sonuç elde etmek için bu projelerin üzerinde onlarca hatta yüzlerce yıl çalışmak da gereklidir.Çünkü şu anki imkanlar,teknolojik altyapı ve sistem gereksinimlerinin gelişmesi  tarihi sıçramalara sebep olabilir.Şu an bu projelere devam edilmektedir ve bu harika seyahat planları için fizikçiler ve evrenbilimciler ümitle çaba sarf etmektedir.




    Antik Çağda Astronomi - Antik Çağda Astronomi Nasıl Gelişti ?



     Astronomi,  yeni bir bilim dalı gibi görünse de kayıtlara geçen en eski bilim dallarından biridir. Bunun en büyük nedeni bizden önceki insanların gökyüzüne bakarak yıldızlardan ve diğer objelerden anlam çıkarmalarıdır. Kısaca şöyle diyebiliriz insanlar gökyüzüne bakarak onu sorgulamaya başladıklarından itibaren astronomi varlığını sürdürmektedir. Astronominin tanımına gelince kısaca gök bilimi diyebiliriz. Kökenleri,  evrimleri,  fiziksel ve kimyasal özellikleri ile gök cisimlerini açıklamaya çalışmak üzere inceleyen bilimdir. Astronominin bir sınırı yoktur çünkü uzay sonsuzdur. İncelemekle bitmeyen bir boyuttadır. 


    Uygarlıklara baktığımızda ise astronominin en fazla incelendiği ve ilerlediği uygarlıklar Maya ve Az tek uygarlıklarıdır. Mayaların astronomi bilgisi döneminin fazlasıyla ilerisindedir. Onların yaptıkları takvimler ve incelemeler günümüzde dâhil çözülememekte hatta hala doğru kabul edilerek kullanılmaktadır. Ay'ın evreleri,  tutulmaları,  Venüs'ün çıkışı ve kaybolması hakkında yazılan tabletler bulunmuştur. Takım yıldızlar ve galaksimiz hakkında yoğun çalışmalar ve takvimler bulunmuştur. Doğu Asya'ya baktığımızda ise ilk astronomi ile tanışanlar Çinliler olmuştur. Tarihte insan tarafından tespit edildiği ilk bilinen süpernova ise Çin'den gözlemlenmiştir. İlk yıldız kataloğu ise yine Çinlilere aittir. İslam dünyasında da astronomi oldukça fazla gelişmiştir. Birçok uygarlığa bilimi İslam Dünyası alimleri tanıtmıştır. İslam Dünyası'nın o zamanki en büyük öğretileri duyduğunuza değil gözlemlediğinize inanın idi. Her şeyi sorgulayın,  sorgulamalarınız sonunda deneyler yapın,  o deneylerin sonucunda doğruya ulaşın ve bu doğruları herkese anlatın. 


    İslam âlimleri ilk olarak gözün cisimleri algılama prensibini gökyüzüne bakarken keşfetmişlerdir. Zamanla İslam Dünyasında büyük gözlem evleri kurulmuş ve gördükleri nesneleri ve olayları kayıtlara geçirmişlerdir. Demokrasinin ilk ortaya çıktığı toplum olan Antik Yunan'da ise astronomi oldukça gelişmiştir. Yunan toplumu sorgulamayı diğer toplumlardan daha önce keşfettiği için astronomi ve diğer bilim dallarında Dünya'da ilk sıralarda yer almaktadır. İlk teleskobun keşfedilmesi ile ise gökyüzü incelemeleri büyük bir hız kazanmış ve daha sonrası hızla gelişerek gelmiştir. Bu anlamda bakıldığında teleskobun gelişmesini gökyüzü inceleme tarihinde bir dönüm noktası olarak görebiliriz. 


    Peki, neden astronomi konusunda insanların bu kadar ilerlediği konusuna gelirsek,  insanlar ilk çağlarda yaşadıkları doğal afetlere hep korkarak ve anlam çıkararak yapmışlardır. Bu korku onları neden arama duygusuna itmiştir. 'Neden bu olaylar meydana geliyor?' sorusunun sonucunda gökyüzüne yönelmişlerdir. Cevabın gökyüzünde olduğunu anlayan atalarımız astronomi biliminin bu kadar ilerlemesini sağlamışlardır. 





    Evren'in Sırrı - Yıldızların Doğuşu

     Evreni keşfetmeye başladığından beri insanoğlu kendine 'Nereden geldik?' sorusunu sormuştur. Dünya'ya geliş amacının olması gerektiğini düşünür. Aslında belki de Dünya'ya herhangi bir geliş amacımız olmayabilir. Yıldızlarla ilgilenmeye başlanıldığından beri bilim adamları tarafından her insanın birer yıldız tozu olduğu söylenir. Bunun söylenmesindeki en büyük neden Dünya'da ki hayatı yıldızlardaki bakterilerin başlatmış olabileceği düşüncesidir. Çünkü yıldızlar çok yoğun gaz birikimleri sonucunda meydana gelirler ve içerindeki mineraller Dünya'da ki minerallerle neredeyse aynı yapıya sahiptir. 


     Yıldızların doğum merkezleri ise Ne bula diye isimlendirilen çok yoğun bulutlardır. Bir Nebula'nın başından sonuna kadar gitmek istediğinizde 130 ışık yılı sürebilir. Bu bulutlar o kadar yoğun ve büyüktür ki bir başından bir başına gitmeniz 130 yıldan fazla sürer. Nebulalar çok sıcak gazlardan oluşurlar ve uzay boşluğuna çok fazla radyasyon yayarlar. Ortalama bir Nebula'nın sıcaklığı 15 000 derece olabilir. Nebulaların iki farklı türü bulunmaktadır. Birinci Nebula türü Aydınlık Ne buladır. Aydınlık Nebulalar etrafındaki yıldızların ışığını geçirir. İkinci tür Nebula ise Karanlık Ne buladır. Karanlık Nebulalar etrafından gelen ışığı emer ve geçirmezler. Teleskop ile görülmezler. Ancak kızıl ötesi ışınlarla görülebilirler bu nedenle onlara 'Karanlık Nebula' denir. Nebulalar oluşmasının 2 farklı şekli vardır. Birinci oluşum Gezegenimsi Nebuladır. Bir yıldız enerjisi bitince çekirdeğindeki elementleri kullanır. Bu elementler bitince yıldız genişler ve kırmızı bir deve dönüşür. Kırmızı süper dev haline gelen yıldızdan çok fazla enerji dışarıya salınır. Uzaya salınan bu gazlar ortamda zamanla yakınlaşıp bir gaz bulutu oluşturur. Bu şekilde oluşan nebulalara Gezegenimsi Nebulalar denir. İkinci Nebula çeşidi ise Süpernova patlaması ile oluşur. Bir yıldız çekirdeğinde tüketebileceği tüm enerjiyi tüketince süpernova patlaması yaşar. Basitçe Nebulaların önemini anlatmak gerekirse Güneşimiz ve onunla birlikte onu oluşturan her bir gök cismi,  4. 6 milyar yıl önce Güneş Nebulası adı verilen bir Nebula'dan meydana gelmiştir. Kısaca Nebulalar yıldızların ve onun etrafında dönen cisimlerin doğum evleridir. Bu durumda hepimiz bir Nebula'nın parçasıyız. 


     Bilim adamları öngörü yeteneğimiz sayesinde Dünyamızın ve diğer gezegenlerin nasıl öleceğini tahmin edebilmektedir. Güneşimiz de bir yıldız olduğu için giderek genişlemektedir. Enerjisi bittikten sonra ise etrafında ki tüm gezegenleri içine alacak kadar genişleyecek ve en sonunda uzayın boşluğunda patlayacaktır. 


    Bilim ve Din


     Yeryüzünde, çözümlemeye henüz gücümüzün yetmediği nice veri bulunmaktadır. Bilim ve din; birbirlerinin tamamlayıcısı, olmazsa olmazı, bir anlamda anahtarıdır. Bilim, gücünü insanoğlunun yapmış olduğu araştırma, edinmiş olduğu deneyim ve kâinatın şifrelerini çözmekle görevli dâhilerin bulmuş olduğu bir sistematik bilgi yumağıdır. Evren, mucizelerle dolu bir evdir. Biz insanlar bu evin içindeyiz, kim bilir bazı varlıklar evin dışında, bazısı da başka evdedir, belki de evde bizim fark edemediğimiz varlıklar vardır. Bu merak, bilimi daima ateşlemiştir. Bu alanda Felsefe, Fizik, Astroloji, Astrofizik gibi çeşitli bilim dalları var olmuştur. Din; Allah’ın oluşturmuş olduğu dogmalar bütünüdür. Biz insanlar; Allah’a kul olarak yapmamız gereken farz, vacip, sünnet, mubah vb. ve günah, mekruh gibi yapmamamız gereken görevlerle mükellef olunmuşuz. Din; Hz. Âdem’den itibaren insanların ilgisini hep çekip bugüne kadar çeşitli şifreleriyle insan hayatında var olmuştur, ebediyen olacaktır.

     Din; çeşitli savaşlara neden olmuş, birçok devletin yıkılmasını sağlamış, kavimlerin helak olmasına sebep olmuş ve halen dini değeri yüksek olan birçok şehir paylaşılamaz olup ülkeler arası tartışmalara kaynaklık etmiştir.


     İnsan her zaman kendi vücudunun işleyişini, başına gelen olayların rastgele mi yoksa kurgulu bir şekilde mi meydana geldiğini merak edip nedenini bulma amacıyla peşine düşmüştür. Bilim ve din, her ikisi de bu konulara açıklık getirmektedir. Bilim, neden olan şeyleri bulup kaynağına inerek işleyişin maddesel halini ortaya koymaktadır. Din ise kader gibi dogmatik terimlerle her şeyin programlanmış halde insanın karşısına çıktığını belirtmiş ve koymuş olduğu kanunlarla insanlara yol göstererek doğruya ulaşmalarını sağlamaktadır.


     Kimine göre sadece din, kimine göre sadece bilim. Fakat hayatta her şeyin bir nedeni vardır ve neden-sonuç ilişkisi, bilim ve din birlikte açıkladığı zaman bir anlam bulmaktadır. Varoluşun nedenini Allah’a kulluk etmek olarak açıklayan din, aynı zamanda peygamber ve kutsal kitaplarıyla dünyevi gidişatı insanlara sunmuştur. Bilim, sistemli bir şekilde bu gidişatı çözmeye çalışıp günlük hayattaki olaylara ve doğaüstü metaforlara açıklık getirmeye çalışmaktadır. Batıl inançlar hem bilim hem din dışı olsa da inanç olarak görülebiliyor. Hâlbuki bilim ve din bir bütündür, insan bir üründür.