Bilinen En Sert Metal Üretilmiş!

Gün geçmesin ki bilim dünyasında yeni bir yenilik ortaya çıkmasın. Hemen hemen herkesin ilgisini cezbedecek bir tasarıma sahip olan pek çok üretim, aslında kendini yapay bir hammadde ile zenginleştiriyor. Pek çok hammadde olduğu için, yeni gelişmeler de bu kapsamda ilerlemeye başlıyor. Amerikalı bilim adamları titanyum ve altını karıştırarak şimdiye kadar bilinen en sert metali elde etti. Amerikalı bilim adamları en sert madeni üretti


. Titanyum ve altın karışımından ortaya çıkan metal için uzun süredir çalışıyorlardı. Houston'daki Rice Üniversitesinden Prof. Dr. Emilia Morosan, keşfi titanyum ve altından yapılan mıknatısları incelerken yaptıklarını açıkladı. "Beta-Ti3Au" olarak tanımlanan metalin, saf titanyumdan dört kat daha sert olduğu belirlendi. Morosan, metalin özellikle tıp alanında uzun süre dayanacak implant yapımında kullanılabileceğine dikkati çekti. Halihazırda kullanılan diz ve kalça implantlarının yıprandıkları için 10 yılda bir değiştirilmeleri gerektiğini belirten Morosan, Beta-Ti3Au ile yapılacak implantların ömür boyu kullanılabileceğini kaydetti. Pek çok alanda kullanılabilecek olan bu metal, bakalım günümüzde nelerin kullanımına öncü olacak.





Kutup Yıldızına Mesaj Gönderiliyor!

Yaşadığımız gezende, her zaman yeni haberler, yeni beklentiler ve uzay konusunda yeni detaylar ön plana çıkıyor. Son gelişmeler, bunun bize dair daha farklı bir seçenek yarattığını gösteriyor. Avrupa Uzay Ajansı ESA, Küçük Ayı Takımyıldızı'nın içerisindeki en parlak yıldız olan Kutup Yıldızı Polaris'e yönelik olarak bir mesaj gönderdi. 


"21.Yüzyıl'ın Mesajı" sıfatıyla 434 ışık yılı uzaklıktaki yıldıza gönderilen mesajın içeriğini, geleceğe ilişkin bir soru oluşturdu. Radyo dalgaları ile oluşturulan mesaj; " How will our present environmental interactions shape the future? (Varlığımız, geleceği ne ölçüde şekillendirecek? ) " şeklinde oldu. Bilim insanları 9 kelime, 56 harften oluşan mesajın Kutup Yıldızı'na ulaşmasının on binlerce yıl sürebileceğini söylüyorlar. Kutup Yıldızı adıyla bilinen Polaris-Ursae Minoris, halk arasında Kutup Yıldızı, Şimal Yıldızı, Demirkazık gibi isimlerle anılmıştır. Yeni haberleri ve yeni bilgileri sizlerle paylaşmaya devam edeceğimizi söylemek istiyoruz. Bizleri takip etmeye devam edin.



80 Milyon Yıllık Dinazor Ayak İzleri

Tarih geçtikçe, yok olan geçmişe dair yeni izlerin daha da hızlı bir şekilde ön plana çıkması, hala bazı konulardaki güvenimizi doğruluyor diyebiliriz. Güney Amerika ülkesi Bolivya'da 1,2 metre genişliğinde dinozor ayak izi bulundu. Bu ayak izleri, hala yeniliklerin bir örneğini gösterecek bizlere.

Ayak izinin 80 milyon yıl önce yaşamış etobur Abelisaurus dinozoruna ait olduğu düşünülüyor. Paleontolog Sebastian Apesteguia, Abelisaurus dinozorunun bir zamanlar Güney Amerika'da yaşadığını söyledi.   Apesteguia, ayak izinin Güney Amerika'da 65 milyon yıl önce sona eren Kretase Dönemi'nden bu yana bulunan etobur dinozor kalıntılarının en büyüğü olduğunu belirtti. Ayak izinin, dinozor izlerine sıkça rastlanan Maragua kraterinde bir turist rehberi tarafından bulunduğu kaydedildi.  Kesinlikle heyecan verici bir haber olan bu durum ile ilgili bütün yeni güncellemeler araştırılıyor ve üzerinde duruluyor. Geçmişimiz ve tarihimiz üzerinde oldukça büyük izler bırakan bu canlılara dair kim bilir daha bilmediğimiz neler var.



Yıldızlar Arası Yolculuk Gerçekten Mümkün mü ?

Yıldızlar Arası Yolculuk

Günümüzde yaşam,teknoloji ve ulaşım alanında çeşitli yenilikler meydana geliyor ve bu yeniliklerin insanlara  nasıl faydalar getirebileceği hep söz konusu olmuştur. Günden güne teknoloji alanındaki projelerden ve yeniliklerden dolayı evrenin bilinmeyen kısımları hep gözlemlenmek istenmiştir. Bu yüzden evrenbilimcileri ve birçok vatandaş uzay ve güneş sistemi hakkında çok konuşmaktadır. Akla hemen ilk olarak ”Yıldızlar arası yolculuk gerçek olabilir mi?” diye bir soru geliyor. 


Biraz realist olmak gerekirse Dünya’ya en yakın yıldızın yaklaşık 147 milyon kilometre olduğunu düşünürsek bu işin çok zor olduğunun anlarız. Çünkü NASA’nın şimdiye kadar yaptığı en hızlı uzay aracı olan Helios-2 ‘nin yörünge hızı bile  yaklaşık 241.000 km/saat’tir. Buradan da en yakın yıldıza ulaşmak için yaklaşık 600 yılın gerekli olduğunu görürüz.

Fakat bilim adamları bu konu hakkında bayağı ümitli davranıyorlar. Örneğin şu anda cebimize rahatlıkla koyduğumuz bize internet ve beraberinde birçok iletişim olanağı sunan cep telefonlarımız ilk olarak 19. yüzyılda icat edilmiştir.Tabi ki de ilk icat edildiğinde bu kadar kullanışlı ve çok fonksiyonlu değildi. Sadece iki yüzyıllık bir farkla inanılmaz şeylerin meydana geldiğini düşünürsek bunun mümkün olacağını kararına varırız.


Ünlü fizikçi ve evrenbilimci Stephan Hawking başka bir yıldız sistemine yolculuğun gerçekleştirilebileceğini bize söylemişti.Hatta bununla ilgili bazı projelere de tam destek vermişti. Bunun için ilk önce uzay gemilerinin geliştirilmesi için bir proje başlatıldı .Bu projede büyük uzay gemileri yerine minik bir uzay aracı gönderilmesi düşünüldü. Milyarder ve  Rus işadamı olan  Yuri Milner bilgisayar çipleri boyutunda uzay gemilerinin geliştirilmesi için yaklaşık 100 milyon dolar bütçeli bir proje başlatmıştı ve bu projeye Facebook kurucusu olan  Mark Zuckerberg de katkıda bulunmuştu. Yani bu projeler için acayip miktarlarda yatırım yapılması gerekiyor.


Önemli ve yararlı bir sonuç elde etmek için bu projelerin üzerinde onlarca hatta yüzlerce yıl çalışmak da gereklidir.Çünkü şu anki imkanlar,teknolojik altyapı ve sistem gereksinimlerinin gelişmesi  tarihi sıçramalara sebep olabilir.Şu an bu projelere devam edilmektedir ve bu harika seyahat planları için fizikçiler ve evrenbilimciler ümitle çaba sarf etmektedir.




Antik Çağda Astronomi - Antik Çağda Astronomi Nasıl Gelişti ?



 Astronomi,  yeni bir bilim dalı gibi görünse de kayıtlara geçen en eski bilim dallarından biridir. Bunun en büyük nedeni bizden önceki insanların gökyüzüne bakarak yıldızlardan ve diğer objelerden anlam çıkarmalarıdır. Kısaca şöyle diyebiliriz insanlar gökyüzüne bakarak onu sorgulamaya başladıklarından itibaren astronomi varlığını sürdürmektedir. Astronominin tanımına gelince kısaca gök bilimi diyebiliriz. Kökenleri,  evrimleri,  fiziksel ve kimyasal özellikleri ile gök cisimlerini açıklamaya çalışmak üzere inceleyen bilimdir. Astronominin bir sınırı yoktur çünkü uzay sonsuzdur. İncelemekle bitmeyen bir boyuttadır. 


Uygarlıklara baktığımızda ise astronominin en fazla incelendiği ve ilerlediği uygarlıklar Maya ve Az tek uygarlıklarıdır. Mayaların astronomi bilgisi döneminin fazlasıyla ilerisindedir. Onların yaptıkları takvimler ve incelemeler günümüzde dâhil çözülememekte hatta hala doğru kabul edilerek kullanılmaktadır. Ay'ın evreleri,  tutulmaları,  Venüs'ün çıkışı ve kaybolması hakkında yazılan tabletler bulunmuştur. Takım yıldızlar ve galaksimiz hakkında yoğun çalışmalar ve takvimler bulunmuştur. Doğu Asya'ya baktığımızda ise ilk astronomi ile tanışanlar Çinliler olmuştur. Tarihte insan tarafından tespit edildiği ilk bilinen süpernova ise Çin'den gözlemlenmiştir. İlk yıldız kataloğu ise yine Çinlilere aittir. İslam dünyasında da astronomi oldukça fazla gelişmiştir. Birçok uygarlığa bilimi İslam Dünyası alimleri tanıtmıştır. İslam Dünyası'nın o zamanki en büyük öğretileri duyduğunuza değil gözlemlediğinize inanın idi. Her şeyi sorgulayın,  sorgulamalarınız sonunda deneyler yapın,  o deneylerin sonucunda doğruya ulaşın ve bu doğruları herkese anlatın. 


İslam âlimleri ilk olarak gözün cisimleri algılama prensibini gökyüzüne bakarken keşfetmişlerdir. Zamanla İslam Dünyasında büyük gözlem evleri kurulmuş ve gördükleri nesneleri ve olayları kayıtlara geçirmişlerdir. Demokrasinin ilk ortaya çıktığı toplum olan Antik Yunan'da ise astronomi oldukça gelişmiştir. Yunan toplumu sorgulamayı diğer toplumlardan daha önce keşfettiği için astronomi ve diğer bilim dallarında Dünya'da ilk sıralarda yer almaktadır. İlk teleskobun keşfedilmesi ile ise gökyüzü incelemeleri büyük bir hız kazanmış ve daha sonrası hızla gelişerek gelmiştir. Bu anlamda bakıldığında teleskobun gelişmesini gökyüzü inceleme tarihinde bir dönüm noktası olarak görebiliriz. 


Peki, neden astronomi konusunda insanların bu kadar ilerlediği konusuna gelirsek,  insanlar ilk çağlarda yaşadıkları doğal afetlere hep korkarak ve anlam çıkararak yapmışlardır. Bu korku onları neden arama duygusuna itmiştir. 'Neden bu olaylar meydana geliyor?' sorusunun sonucunda gökyüzüne yönelmişlerdir. Cevabın gökyüzünde olduğunu anlayan atalarımız astronomi biliminin bu kadar ilerlemesini sağlamışlardır. 





Evren'in Sırrı - Yıldızların Doğuşu

 Evreni keşfetmeye başladığından beri insanoğlu kendine 'Nereden geldik?' sorusunu sormuştur. Dünya'ya geliş amacının olması gerektiğini düşünür. Aslında belki de Dünya'ya herhangi bir geliş amacımız olmayabilir. Yıldızlarla ilgilenmeye başlanıldığından beri bilim adamları tarafından her insanın birer yıldız tozu olduğu söylenir. Bunun söylenmesindeki en büyük neden Dünya'da ki hayatı yıldızlardaki bakterilerin başlatmış olabileceği düşüncesidir. Çünkü yıldızlar çok yoğun gaz birikimleri sonucunda meydana gelirler ve içerindeki mineraller Dünya'da ki minerallerle neredeyse aynı yapıya sahiptir. 


 Yıldızların doğum merkezleri ise Ne bula diye isimlendirilen çok yoğun bulutlardır. Bir Nebula'nın başından sonuna kadar gitmek istediğinizde 130 ışık yılı sürebilir. Bu bulutlar o kadar yoğun ve büyüktür ki bir başından bir başına gitmeniz 130 yıldan fazla sürer. Nebulalar çok sıcak gazlardan oluşurlar ve uzay boşluğuna çok fazla radyasyon yayarlar. Ortalama bir Nebula'nın sıcaklığı 15 000 derece olabilir. Nebulaların iki farklı türü bulunmaktadır. Birinci Nebula türü Aydınlık Ne buladır. Aydınlık Nebulalar etrafındaki yıldızların ışığını geçirir. İkinci tür Nebula ise Karanlık Ne buladır. Karanlık Nebulalar etrafından gelen ışığı emer ve geçirmezler. Teleskop ile görülmezler. Ancak kızıl ötesi ışınlarla görülebilirler bu nedenle onlara 'Karanlık Nebula' denir. Nebulalar oluşmasının 2 farklı şekli vardır. Birinci oluşum Gezegenimsi Nebuladır. Bir yıldız enerjisi bitince çekirdeğindeki elementleri kullanır. Bu elementler bitince yıldız genişler ve kırmızı bir deve dönüşür. Kırmızı süper dev haline gelen yıldızdan çok fazla enerji dışarıya salınır. Uzaya salınan bu gazlar ortamda zamanla yakınlaşıp bir gaz bulutu oluşturur. Bu şekilde oluşan nebulalara Gezegenimsi Nebulalar denir. İkinci Nebula çeşidi ise Süpernova patlaması ile oluşur. Bir yıldız çekirdeğinde tüketebileceği tüm enerjiyi tüketince süpernova patlaması yaşar. Basitçe Nebulaların önemini anlatmak gerekirse Güneşimiz ve onunla birlikte onu oluşturan her bir gök cismi,  4. 6 milyar yıl önce Güneş Nebulası adı verilen bir Nebula'dan meydana gelmiştir. Kısaca Nebulalar yıldızların ve onun etrafında dönen cisimlerin doğum evleridir. Bu durumda hepimiz bir Nebula'nın parçasıyız. 


 Bilim adamları öngörü yeteneğimiz sayesinde Dünyamızın ve diğer gezegenlerin nasıl öleceğini tahmin edebilmektedir. Güneşimiz de bir yıldız olduğu için giderek genişlemektedir. Enerjisi bittikten sonra ise etrafında ki tüm gezegenleri içine alacak kadar genişleyecek ve en sonunda uzayın boşluğunda patlayacaktır. 


Astrobiyoloji Nedir ? Evrende Yalnız mıyız ?

Yaşamın birçok farklı formu vardır. İnsan ya da çevremizde görebildiğimiz boyutlardaki hayvan ve böcekler dışında, hücreden evrenin daha üst boyutlarına uzanan birçok küçük ve büyük canlılık formu bulunmaktadır. Günümüz dünyasının geldiği bilimsel ve teknolojik noktada, canlılık konusuna klasik biyoloji dışında başka perspektiflerden bakmak gerekliliği doğmuştur. Yalnız dünya ve gözümüzün görebildiği canlılık değil, bunun dışında kalan canlı hayat da bizi ilgilendirmekte ve ilgimizi cezbetmektedir.


Peki, Astrobiyoloji nedir? 

Astrobiyoloji öncelikle biyoloji biliminin canlı gelişimi ile ilgili bilgisini baz alarak evrensel alanda gelişmiş ya da gelişebilecek olan farklı yaşam formlarını inceler. Yani hangi ortam ve biyolojik gereklilikler altında nasıl ve ne şekilde canlılığın gelişebileceği sorusunu gezegenimizin dışına yöneltir ve dünya dışında da canlılığın izlerini kovalar.


Evrende yalnız olup olmadığımız konusu ilk çağlardan beri insanın kafasını kurcalayan önemli bir sorudur. Astrobiyoloji bilim dalı, bu sorunun cevabını, biyoloji biliminin sınırları ve bilgi birikimi içinde araştırır. Uzayda ya da diğer gezegenlerde oluşabilecek yaşam formaları için biyolojik etkilerin mevcut olup olmadığını ya da hangi şartlarda mümkün olabileceğini astrobiyoloji bilimi inceler ve bununla ilgili teoriler geliştirir kısaca. Bu araştırmaların temelinde jeokimyasal ve biyokimyasal etmenlerin, hücrelerin gelişimini ve evrimini sağlayacak şartları ile birlikte bulundurduğu alanları bulmak ya da yaratmak uğraşı bulunuyor. Bu da bizim anlayacağımız dilde anlatırsak "uzayda yaşam" anlamına gelmektedir. 

Gezegen madde ve atmosfer özellikleri, bulundurdukları element ve mineraller başta olmak üzere bu şartlara uygun olarak gelişebilecek farklı canlılık formlarını araştıran bir bilim olduğu için araştırma alanı oldukça geniştir. Elbette bu konuda bilgi edinebilmek ve sonuçlara ulaşmak için astrobiyoloj dalı, astronomi, kimya, biyoloji, ekoloji, jeoloji gibi bir çok farklı bilim dalından yardım almakta ve ortak çalışmalar sürdürmektedir. 


Son dönemlerde astrobiyolojinin en çok ilgilendiği konu ise dünya dışında zeki canlı formalarının gelişebileceği ortam ve gelişim şartlarının bulunup bulunmadığı konusudur. İnsan ya da dünya biyolojisiyle aynı gelişim ve biçimlere sahip olmasa da, böyle bir ihtimal yalnızca bilim adamlarının değil tüm insanlığın merak konusudur elbette. Bu açıdan, evrende yalnız olup olmadığımızla ilgili efsanevi sorunun cevabını bize verebilecek olan bilim dalı Astrobiyoloji gibi görünüyor





Bulunduğumuz Galaksiyi Tanıyalım - Andromeda Galaksisi

Üzerinde yaşadığımız dünya , komşu –uzak-yakın gezegenler, yıldızlar, göktaşları, tarihte bir sır olarak konuçlanırken, günümüzde her geçen gün bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle artık galaksi hakkında bir çok şey sır olmaktan çıkıyor ve evren hakkında yavaş yavaş birçok şey su yüzüne erişiyor.


Galaksi toz, gezegenlerden, yıldızlardan, gaz bulutlarından oluşan büyük bir maddenin yoğuşumudur. Gaz bulutlarının yoğun bir şekilde barındığı galaksi de gaz yoğuşmaları sonucunda yıldızlar oluşur. En başta belirli bir şekil ve biçimden oluşmayan galaksi sürekli gaz yoğuşturması nedeniyle, bir fabrika gibi devamlı yıldız doğumu gerçekleştirmektedir. Yoğun bir gaz ve toz yumağı olan galaksimiz, sarmal şekilde döndüğünden, zamanla dönen spirali andıran bir biçim almıştır. Bu sarmalın içten dışa uzanan kol kısımlarındaysa yine toz ve gaz yoğuşumlarının oluşturduğu genç yıldızlar konuçlanmaktadır. Güneş bile bu sarmal kollardan birinin üzerinde konuçlanmaktadır. Milyon-milyo n yılların ardından bu kolların merkeze katlanması sonucunda, yaşlı yıldızların içinde sıralandığı elips biçimli bir gaz ve toz tabakası iç kısımda oluşmuştur. Galaksilerin vazgeçilmez sonu, küreselleşerek kara deliğe dönüşmektir.


Bizim galaksimiz olan samanyoluna komşu olan bir diğeri de Andromeda galaksisidir. Andromeda, Samanyolu galaksisinden çok daha büyük veelips biçiminde iki uydusu olan bir galaksidir. Andromeda daha önceleri samanyolunun içinde var olan bir nebula olarak varsayılıyordu ama 1024 te hablle teleskobu sayesinde, Andromedanında bağımsız bir galaksi olduğu saptanmış oldu. Andromeda galaksisi incelendiği takdirde, üzerine yaşadığımız samanyolı galaksisine ayna tutulacak nitelerde faydalar sağlamış, içinde yaşadığımız galaksimizi daha iyi anlama imkanları sunmuştur. Galaksiler radyo dalgaları yayma özelliğine sahip olduğundan, en yüksek dalga yayanlarınaysa, radyo galaksisi adı verilmektedir. Seyfert galaksileriyse, en yüksek dalga yayıcı ve en etkin merkez yapısına sahip olan etkin ve sarmal olan galaksi kümeleridir. Galaksiler zamanla hep küme oluşturma eğilimine yönelirler. Samanyolu ve Andromeda yirmiye yakın galaksi kümelenmesinden oluşmaktadır. Gözlenebildiği kadarıyla ve astronomların açıklamasına göre, bu güne kadar bir milyon galaksinin görüntüsü kanıtlanabilmiştir. Bizim galaksimiz yani saman yolu orta ebatlarda bir galaksi olup yüz milyar kadar yıldıza sahiptir. Büyüklüğünü tahmin edebilmek için kurulan denklem ışığın başlangıç noktasından bitiş noktasına kadar varış süresi 100.000 yıl kadar sürmektedir.Yanı sıra da güneşin galaksi etrafında dolaşabilme süresinin de 250.milyon yıl olduğu açıklanmıştır. Bu devasa evrende yalnız oldumuzu düşünmek çok büyük bir hata olacaktır.





No Man’s Sky Çıkmak Üzere - Ne Zaman Çıkıyor ?

No Man's Sky içerisinde 18 kentilyon gezegen bulunduran devasa bir evrene sahip 2016'ın çıkması heyecanla beklenen en popüler oyunu No Man's Sky ertelenmeler ile oyuncuların canı'nı sıkmaya devam ediyordu. Çıkmasına henüz daha iki hafta bulunan No Man's Sky yapımcıları Pc Gamer dergisine oyun hakkında henüz ortaya çıkmamış bilgiler ve görüntüler verdi. Bu bilgiler oyuncuları tatmin edecekmi bunu zaman içerisinde göreceğiz.

Kısaca Oyun Hakkında ;

Oyunumuz kurgusal bir evrende geçmektedir. 18 kentilyon gezegen olan devasa büyüklükte bir evrene ev sahipliği yapan bu oyunda aynı zamanda yüzbinlerce hayvan ve uzay gemiside bulunacak. Oyuna ilk başladığımız zamanlar keşfedeceğimiz hayvanlara ve bölgelere kendimiz isimler verebileceğiz. Aynı zamanda binlerce gemi çeşidi bulunan No Man's Sky'da kullanıcılar kendilerine özel şekilde tasarım yaparak uzay gemilerini kullanabilecekler.
no mans

No Man's Sky Ana Çizgisi Hayatta Kalma Üzerine

Survival tarzında çıkış yapan bir çok oyunda bulunduğu gibi No Man's Sky'ında soğuk hava, açlık ve hayvan saldırısı gibi durumlardan kaçarak hayatta kalma üzerine kurulu bir sistemi vardır. Keşfedeceğimiz her gezegende zehirli havalar, zehirli bitkiler, yırtıcı hayvanlar ve zehirli sular bulunmaktadır. Yeni yeni keşfedeceğimiz gezegenlerde ilk yapmamız gereken bir barınak bulmak olacaktır her gezegende ustalıkla gizlenmiş olan barınağı hayatta kalarak bulmak zorundayız. Barınağı bulmak için son derece hızlı olmalıyız zira indiğimiz gezegen'in havası kirli ve zehirli olduğundan yeryüzünde durduğumuz her an hayatta kalma şansımız o kadar düşüyor. Buna bağlı olarak oyuncuları çok heyecanlı bir atmosferin beklediğini söyleyebiliriz. Bunların yanı sıra PC Gamer dergisine yapılan açıklamada her bir gezegende ufak sırlar ve gizemler olduğunu söyleyen yapımcılar bu gizem ve sırları bulmak için oyuncuların büyük çaba sarfetmeleri gerektiğini belirtti. Bu gizemlerin genelde hayatta kalmaya çalıştığımız sırada toksitli havadan kaçarken sığınacağımız mağaralarda olacağı verilen ipuçları'nın arasında.xcbxcbxcbxcb

Gezegenler arası yolculuk

İlk başlarda bir Star Wars havası veren No Man's Sky gerçekçiliği ile de oyuncuları hoşnut bırakan bir yapım. Uzay araçları'nın hiper hızla seyahat yapabilekler, Gezegenlerin uzaklığına bağlı olarak dakikalarca sürebilecek. Uzay teması ise oyuncuları cezbeden bir diğer tarafı gerçek Uzay hissini bize hissettiren bu yapımda inmek istediğimiz Gezegen'in yörüngesine kitlenip aşağıya doğru bir iniş yapmalıyız aynı zamanda ineceğimiz bizi Gezegenlerde bizi bekleyen süprizler var.resAtmosferi gazla dolu olan gezegenler, sadece toksit ve zehirli gazlardan oluşan gezegenlerde mevcut. Peki bu gezegenler keşfedilemez mi ? Bu gezegenler keşfedilebilecek ancak bir çok tuhaf yaratıklada haşır neşir olmamız gerekecek.sdvgbsdvsdvOyun'un mücadeleci ve zehirli gezegeni keşfetme arzusu ise bizi sanırım Multiplayer'a sevkedicek. Bu bölümü sonlandırmadan tehlike'nin sadece zehirli gazlar ve hayvanlar olmadığını belirtmeliyim. Yapacağımız Gezegenler arası seyahetlerde diğer NPC savaşcı gemileri'nin bize saldırması en yüksek ihtimallerden. Özellikle Multiplayer bir server'da oluşabilecek rekabetçi atmosferin Oyuncuları nasıl heyecanlandırdığını şimdi'den hissedebiliyorum.xcbxcbxcbxcbx  Artık çıkmasına çok kısa bir süre kalan devasa yapım'ın son gelen bilgileri bu şekilde. 18 Kentilyon Gezegeni keşfetmek için can atan kullanıcılar 9 Ağustos 2016 tarihinde oyuna kavuşabilecekler.

PC Çıkış Tarihi : 9 Ağustos 2016

Playsation 4 Çıkış Tarihi : 10 Ağustos 2016

Xbox platformu için henüz bir çıkış bilgisi bulunmamaktadır.

Gameplay